1001 HADİS IŞIĞINDA – 17

“Koyun besleyiniz. Koyunculuk ediniz. Zira pek bereketli ve faydalı bir iştir.”

Cenab-ı Mevlana buyurur, der ki: “Tatlı yaşayan, sonunda acı öldü. Ten kaydında olan canını kurtaramadı. Koyunları kırdan sürer getirirler; hangisi daha besili ise onu keserler. Gece geçti, sabah oldu. Sen ne vakte kadar bu altın masalını yeni baştan söyleyip duracaksın? Gençken daha kanaatliydin; şimdi altın istiyorsun, halbuki sen önceden altındın. Üzümlerle dolu bir asmaydın; nasıl oldu da kesada uğradın; üzümün tam olacakken bozulup gittin? Meyvanın günden güne daha tatlı olması lazım. İp eğirenler gibi gerisin geriye gitmenin lüzumu yok! Ey ulu, tekbirin manası şudur: Yarabbi, huzurunda kurbanız. Koyun keserken ‘Allahu ekber – Allah uludur’ dersin ya o geberesi nefsi keserken de bu söz söylenir. Allahu ekber de de o şom nefsin başını kes… kes de can, mahvolmaktan kurtulsun.”
Bizler insanlık tohumunu ekiyoruz, ama müridin de o tohuma bakması, büyütmesi lazım. Eğer çalışılırsa, gün gelir o tohumdan yine bir suret doğar. Hayat nefesledir, hiçbir şeyi boşvermemek gerek. İnsana boşverme yoktur, daima çalışmak vardır. Hazreti Peygamber Efendimizin, selam olsun üzerine, bir ismi de Muhammed Cabbar’dır.
Ama hiç çalışmadan ilerlemek isteniyor, olmaz. İnsanın önünde sayısız perdeler vardır, çalışmadan o perdeler kalkmaz. Bütün nefsani arzular karşılanmış, o arzular arasında Allah’ı görmek isteniyor. O’nu görmek, bu şekil olacak şey değildir…
Bizim vazifemiz, yolcularımızı Hazreti Muhammed Efendimizin ahlakıyla ahlaklandırmak, O’nun huylarıyla huylandırmaktır. Yolcu bu hallere girdiği zaman ondaki nefs artık nefis olmuş demektir. Ama eğer bu hallere bürünemezse yolcu, yani O ayrı yolcu ayrı, o zaman nefs arınamaz, bu güzellikler onda zuhur etmez.
Bakın Şems-i Tebrizi Hazretleri, “Nefsin kalesini ancak tevhid yıkar” diye buyurur. Ama nasıl bir tevhid? Şems gibi tevhid… Büyük bir aşkla bağlandığın yeri zikredeceksin, hayali bir Allah’ı zikretmeyeceksin.
Hüdavendigar Mevlana, nefsten ölmenin gerçek dirilik olduğunu, fakat bu diriliği elde etmek için de ne kadar büyük bir fedakarlık ve teslimiyet gerektirdiğini bizlere şu beyitleriyle dile getirir: “İşte canımı önüne attım. İster dirilt, ister koyun gibi kes başımı! Ey ay yüzlü, senin huzurunda kesilip ölmek, başka yerde dirilere padişah olmaktan yeğ. Ben bin kere, hatta daha da fazla sınadım, anladım ki; sensiz yaşamam pek acı, tahammül edilir şey değil! Ey emelim, maksadım sevgili, sur üfürür gibi nağmelerle terennüm et de beni dirilt… ey devem, çök artık… neşe tamamlandı! Ey yeryüzü, göz yaşlarımı em, yeter gayri… ey nefis, iç o tatlı suyu, bulanıklığı geçti, duruldu artık! Ey yeryüzü, göz yaşlarımı em, yeter gayri… merhaba ey seher yeli! Bize dostun kokusunu getirdin, ne güzel de estin ya! Dostlar, ben gidiyorum, elveda. Ben o emire, o emrine itaat edilen Sadr-ı Cihan’a gidiyorum.”

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply