1001 HADİS IŞIĞINDA – 19

“Allah’ın haram kıldığı şeylerden sakın ki, kemal derecesine yükselmiş olasın. Allah’ın taksimine yani elinde bulunan şeye razı ol ki, kanaat ikliminin sultanı olasın. Komşuna iyilik et ki, mümin olasın ve sende olmasını arzu ettiğin şeyi, alemde ve herkeste bulunmasını iste ki, müslim olasın.”

İnsana zararı dokunacak her türlü şey haramdır. Bir insan için en büyük haram, kendinden haberi olmadan yaşam sürmesidir. Bir insan kendini bilerek yaşarsa hiç hatalara düşmez. Ama bir insan kendini bilmeyerek yaşarsa ve bir de kimliğini öğrenmek için arayışa düşmezse, demek ki ona verilen o en büyük nimet olan akıl boşa verilmiş, o aklı doğru yolda kullanmıyor ve ömrünü boşa zayi ediyor demektir. Bizim burada vazifemiz yolcuya kendinin kim olduğunu bildirmek, kimliğinden haber vermektir. Eğer yolcu burada anlatılanlara kulak verir de kimliğini öğrenmeye ve kendini bulmaya gayret ederse, kısa zamanda kurtuluşa erer. Ama kulak vermez de nefsinin tuzağında yola koyulursa hiçbir yere varamaz.
Mürid ile mürşid arasında ‘Allah’ talebi vardır. Mürid, mürşidinden Allah’ın güzelliklerini, Allah’ın büyüklüğünü dinliyor, öğreniyor. Demek ki, mürşidin bedeni bir örtü, Allah ondan dile geliyor, ondan konuşuyor.
Mevlana’nın sakası, yani gönül sakisi Şems’ti; şimdi de bizim muhabbetlerimiz hep o İlahi sakadan, Mevlana’dan. Bizlerden işleyen hep O’dur.
Bir menkibesinde şöyle seslenir: “Canlarda perde kalksaydı, canların her sözü mesihane olurdu. Ruh, su gibi temiz ve saftı, cisme gelince toprağa bulandı. Riyazatla tekrar berraklaşınca, toprağın verdiği bulanıklık ondan ayrıldı. İşte o zaman cemalinden nikabı attı, ay ve güneş gibi parıldamaya başladı. Ruh, ten hapsinden kurtulunca kemal bulur, Hakk’ın verdiği kudretle kol ve kanat açar. Taşa ve toprağa baksa, taş inci olur, toprak da altın olur.”
İnsan-ı kamiller yeryüzünde Tanrı’nın ihsanını halka sunmakla görevlidirler. Onlar Hakk’ın canlı, ete kemiğe bürünmüş hali olarak seyredenlerine ayna olurlar. Arayışta olanlar o ayna da Allah’ın türlü güzelliklerini, yüceliğini, cömertliğini seyrederler.
Cenab-ı Mevlana, hep Şems Hazretlerinin gönlünü okumuş ve söylediği beyitlerde onun gönül alemini dile getirmiştir. Hazreti Muhammed’in nurunu onda görmüş, seyretmiştir.
Hüdavendigar Mevlana, ‘Mümin, müminin aynasıdır’ sözü hakkında şöyle buyurur: “Tanrı’nın adlarından birisi de Mümin’dir. İman eden kul da mümindir. ‘Mümin, müminin aynasıdır’ demek: Tanrı, onda, o aynada tecelli etti, demektir. Yani ayna gibi olan mümin kulda, mümin olan Tanrı tecelli ediyor, demektir. Tanrı’yı görmek istiyorsan, gel aynaya bak da O’nu gör. Benim demir gibi olan gönlüm yandı aşkla, alındı masivadan; tertemiz bir ayna oldu, onun güzel hayalini düşürdü içime. Cevirler vefa oldu, duruldu bozbulanık sıfatlar. Beşerlik fena buldu, Hüda sıfatı geldi. Getirin çömlekleri, doldurun tulumları; ab-ı hayat geldi, ilahi saka geldi… Şems geldi…”

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply