1001 HADİS IŞIĞINDA – 25

“Müminin bakışına dikkat ediniz. Zira, mümin nuri ilahi ile baktığından, onun görüşünden hiçbir şey gizlenemez.”

Allah’ın esmalarından biri de ‘Mümin’dir. Asıl olan esmadan hüsnaya varmaktır. Hakikatte ‘Allah’ ismi kamufledir, zatına bakarsanız ‘İnsan’ çıkar. Ama nasıl bir insan? Allah’ı zikretmek ve O’na yönelmek, hakikatte Hazreti Muhammed’e yönelmek ve Hazreti Muhammed’i zikretmektir. Hazreti Muhammed Efendimizin bütün varlığı Allah’a aittir. Bir Allah aşığının, yani Hazreti Muhammed’in aşığının da ruhu ve bedenindeki o ışık, o nur da Hazreti Muhammed’in ışığıdır, O’nun nurudur.
Bir insan aşka düşmüşse eğer artık o kişide kişilik kalmaz. Nerede sevgisini çoğaltıp aşka dönüştürdüyse orası artık o kişide varlığını gösterir.
Cenab-ı Mevlana, “Aşk ıstırabına hiçbir yar, hiçbir ortak yoktur. Aşığa alemde bir tek mahrem bile bulunmaz. Aşıktan daha deli kimse yoktur. Akıl, onun sevdasına karşı kördür, sağırdır” diye buyurur.
Hazreti Muhammed Efendimiz bizim başımızın tacıdır, bütün Piran kendi mürşidleri vasıtasıyla onunla yola çıktılar, onunla varoldular. Eğer bir insanın bedeninde O varlığını gösterirse, artık o kişinin inancı da kendinden kendinedir, imanı da kendinden kendinedir. Artık başka bir yer aramaya kalkmaz, çünkü aradığı zirveyi bulmuştur. O, artık o kişiden konuşmaktadır. Mademki O bütün varlığın rahmetidir, o kişi artık O’nun gözüyle bakar bu aleme ve bir topluluğa girdiği zaman da orada bulunan herkesin hallerini izler, gönüllerini okur ve onlara göre muhabbet eder, herkesi kendine çeker.
Aşık yoktur bu alemde, her zaman varolan maşuktur. Aşık, maşukta ölmüştür. Eğer ki bizler hem aşık hem maşuk var dersek, ikilik yaratmış oluruz. Bu nedenle, aşık olan kişinin ismi aşıktır ama sureti maşuktur.
Allah’tan başka sığınacak bir yer yoktur ve O’nun mekanı, her iki alemi de terk etmiş olan bir insanın harap gönlüdür. Allah, ‘Beni ne yerler, ne de gökler alabilir; beni ancak mümin bir kulumun kalbi alır’ demiyor mu? Allah diridir, fakat tecelli ettiği vücut ölüdür.
Cenab-ı Mevlana yine buyurur, der ki: “Velilerde, nebilerde gören göz Ali’dir.” Bütün hakikatler Hazreti Ali Efendimizle insanlık alemine sunulmuştur. Peygamber Efendimiz, sahip olduğu o hakikatleri çevresindeki topluma sunamazdı, çünkü o toplumun çoğunluğu cahildi. Bu yüzden o binbir sırrın anahtarını, bütün hakikatleri Ali’ye verdi. Hazreti Ali, tasavvufun Pir’idir. Bizler de mademki tasavvuf yolundayız, Hazreti Ali Efendimizin yolundayız demektir. O, bütün Evliyaullah’ın başıdır.
Bir mürşid-i kamil, yani Hazreti Muhammed Efendimize bende olmuş ve Hazreti Ali Efendimizi kendine ruh edinmiş kamil insan, yeryüzünde Tanrı’nın ihsanını halka sunmakla görevlidir. O, aşkın canlı ete kemiğe bürünmüş halidir.
Bizlere sayısız nimet verilmiştir, bu nimetlerden en üstünü olarak da akıl verilmiştir. Eğer bizler o aklı kullanmasını bilmezsek ne kadar arayışlara düşsek de bu hakikatlere eremeyiz. Belki meyvenin kabuğuna ereriz ama meyvenin tadına varamayız.
Bakın Mevlana’mız yine ne güzel buyuruyor: “Çalış da o duyduğun şeyi gör. Batıl olan hak olsun. Ondan sonra kulağın, göz tabiatını kazanır. Bir yün yumağı gibi olan kulakların, göz kesilir. Hatta bütün bedenin aynaya döner. Her tarafın göz ve gönül haline gelir. Kulak, bir hayal meydana getirir, o hayal de o güzelliğin vuslatı arasında bir köprüdür. Çalış, bu hayal çoğalsın da köprü gibi olan bu hayal, Mecnun’a kılavuzluk etsin.”

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply