1001 HADİS IŞIĞINDA – 29

“Bir kimsenin, şerin ve aklın caiz kılmasına binaen, dövülmesi icap ederse, döverken bari, onun yüzüne vurmaktan çekininiz.”

Cenab-ı Allah, kimsenin kötülüğünü istemez, kimseye ceza vermez. O, bütün kötülüklerden münezzehtir. O, şefkat ve merhamet kaynağıdır. Bütün kötülükler, ne gelirse bir kişinin başına, bunun sebebi kendi nefsidir. Çünkü nefsine uymuş ve kötü yola sapmıştır, bundan ötürü de cezalara düşmüştür.
Bir gün biri Hazreti Peygamber Efendimizin huzuruna geliyor ve, “Ya Resulullah, sana bir sorum olacak” diyor. Peygamber Efendimiz bakıyor, hemen adamın bir sıkıntısı olduğunu anlıyor. “Buyur, sor” diyor. Adam devam ediyor, “Bilerek bilmeyerek hatalara düştüm, suç işledim. Yarın bir gün Hakk’a yürüyünce, korkuyorum, cehennemde yanacak mıyım?” Tam o sırada da, karşıdan bir anneyle çocuğu geçiyor. Hazreti Peygamber’imiz cevap veriyor, “Şu anneyle çocuğunu görüyor musun?” “Evet” diyor adam “Görüyorum.” Hazreti Resulullah devam ediyor, “O anne ister mi çocuğu ateşte yansın?” “İstemez” diyor adam. “Peki, demiş çocuk ateşe düşse annesi ne yapar?” Adam yine cevap veriyor, “Anne hemen atar kendini ateşe.” “Neden?” diye soruyor Hazreti Peygamber. “Çünkü” diyor adam, “Anne şefkat doludur.” Peygamber Efendimiz gülümseyerek devam ediyor, “İlahi Hakk! Annede bu kadar şefkat varsa, Allah baştan aşağı şefkattir.”
Evet, Allah baştan aşağı şefkattir, baştan aşağı merhamettir. Öyle, Allah ceza verir, cehennemde yakar, gibi sohbetler bizde yoktur. Burada insandan söylettiriyor, insana dinlettiriyor. Bakın Hazreti Muhammed, “İkre” diyor, Hazreti Mevlana diyor, “Bişnev”. Biri “Oku” diyor, diğeri “Dinle”. Dinledin, işittin, oradan can buldun, o zaman tefekkürde dur, onlar ne ikram ederlerse, bilin ki mutlaka güzel şeyler ikram ederler; onların ikramı hiçbir zaman çirkin değildir. Hem senin vücuduna faydası olur, hem de karşı tarafa faydası olur.
Allah, herşeyi insanla bilir; Allah herşeyi insanla söyler, bütün güzelliklerini insanla bildirir. Kim orayı dinler, oradan hisse alırsa, kendini kurtarmış olur. Kim bunlara kulağını tıkarsa, sonrasında başına gelenlerden Allah’ı mesul tutamaz. Allah, baştan aşağı şefkattir, baştan aşağı rahmettir. Allah kimseye ceza vermez, bela vermez. Allah’ın en güzel yüzü Hazreti Muhammed Efendimizden tecellisini göstermiştir. Hazreti Muhammed Efendimiz baştan aşağı rahmettir, baştan aşağı güzelliktir. Kendisine ne kadar hakaretler yapılmış ise O yine onlar için Allah’tan hidayet dilemiştir ve rıza kılmıştır.
Fakat insanlar bu güzelliklerin peşinde koşmak yerine nefsi arzularının peşine düşüyorlar. Ondan sonra başlarına kötülükler geldi mi, hem kendileri üzülüyor, hem ailesi üzülüyor. Allah da üzülüyor. O sana peygamberler gönderiyor, veliler gönderiyor, öğretmenler gönderiyor; ama sen onları dinlemiyorsun, o zaman Allah daha ne yapsın?
Ne kadar güzellik, iyilik varsa bu alemde, Allah bütün o güzelliklerin, iyiliklerin kaynağıdır. Cenab-ı Allah buyurur, der ki: “Ben insanı en güzel surette yarattım.” Allah’ın cemaline en yakın olan, insan yüzüdür. Hiçbir şeye benzemez, ama her şeye benzer.
Hakikatte insanın cemalinde Ehlibeyt vardır. Kulaklar, Hazreti Muhammed Efendimizi temsil eder; gözler, İmam Hasan ve İmam Hüseyin Efendilerimizi; burun, İmam Ali Efendimizi; ağız ise Hazreti Fatma Annemizi temsil eder.
İnsan yaratılırken birinci duygu göze verildi. Sen görmeye başladın, güzel bir şeyler görüyorsun, duygulanıyorsun. İkinci duygu kulağa verildi. Güzel şeyler işitiyorsun, duyguya kapılıyorsun. Üçüncü duygu buruna verildi. Güzel kokular alıyorsun, güzel duygulara kapılıyorsun. Dördüncü duygu ele verildi. El güzel şeylere uzanıyor, güzel duygulara kapılıyor. Beşinci duygu ağıza verildi. Bu güzellikleri ruh topladıktan sonra ağızda ruhani duyguları dile getiriyor ve hep ‘Bir’den konuşuyor. Şimdi bakalım herkes bu gibi duygularda mıdır? Yok. Göz her yere bakıyor. Kulak herkese uzanmış gidiyor. El her şeyi elliyor. Burun her şeyi kokluyor. Ağız da karmakarışık konuşuyor. Neden? Çünkü duyguları ile yaşamıyorlar.
İnsan, hakikatte çok mukaddes bir varlıktır. Fakat malesef insanların çoğu kayıplardadır. Çünkü kimliksiz yaşamaktadırlar. Her zaman bir mürşid-i kamile yüz tutmaları gerek ki, ondan insanın kim olduğunu, insanın nasıl bir varlık olduğunu öğrensinler, kimliklerini bulsunlar.
Bir gün Mevlana’ya bir soru soruyorlar: “Ya Hüdavendigar Hazreti Mevlana, sen müridlerine nasıl bir mükafatta bulunuyorsun? Hizmetlerine karşılık onlara ne mükafat veriyorsun?” İşte Mevlana’nın, bu soruya verdiği cevap: “Tanrı’lık..!” İnsan bundan daha güzel, daha büyük bir mükafat daha bulabilir mi? Bulamaz…
Göz, sevgilinin dışında başka birini görmeyecek, kulak da, onun sesinden başka birine verilmeyecek; dil de ondan başka birini dile getirmeyecek. Bir insan bu şekilde yaşamını sürdürürse imanında sahidir ve huzur içinde yaşar. Ve hiçbir zaman bu kişinin gönlü karışmaz, bozulmaz.

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply