1001 HADİS IŞIĞINDA – 31

“Sizi davet edenlerin davetine icabet ediniz ve hediyeyi kabul ediniz. Kimseyi hor görmeyiniz.”

Bilindiği üzere Peygamber Efendimizin devrinde kendisine karşı olanlar oldukça çoktu. Vedda Haccı’ndan dönerken, Cenab-ı Peygamber kendisiyle beraber yolculuk yapan herkesi Gadir-i Hun’da biraraya topladı ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar, davet edilip de daveti kabul etmiş gibi, size iki emanet bırakıyorum, biri Allah’ın Kitabı Kur’an, diğeri de Ehlibeytimdir. Benden sonra bunlara karşı nasıl bir tavır takınacağınıza dikkat edin. Bu ikisi, havuz başında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Ben sizin hakkınızda sizden daha çok tasarruf hakkına sahip değil miyim?” Ve bütün etrafındakiler, “Evet” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah benim Mevla’mdır, ben de her mümin erkek ve kadının Mevla’sıyım.” Bunları buyurduktan sonra Hazreti Peygamber, Ali’nin elini tuttu ve şöyle devam etti: “Ben kimin Mevla’sıysam, işte bu Ali de onun Mevla’sıdır. Allah’ım onu kendine dost edineni, sen de kendine dost edin, ona düşman olana, sen de düşman ol, ona yardım edene, yardım et, onu yalnız bırakanı, sen de yalnız bırak. Nereye giderse gitsin Hakk’ın onunla beraber olmasını sağla. Bu söylediklerimi burada bulunanlar, burada bulunmayanlara bildirsin.”
Allah’ı davet eden gönül, dar olmamalıdır. Allah, hepimizi, bütün insanları davet ediyor. Ne kadar zor olursa, o kadar kıymetlidir. Zorluğu, kazancımızın kıymetinden. İçinde bulunduğumuz dünya çok sahharedir. Onun için içine girdiğin gönülden çıkmayacaksın. Çıkar çıkmaz tutuyor insanı.
Bu zerreler içinde, bir Allah’a davet eden vardır. Acaba hangisidir? Hangisi Allah’tan başka bir şey düşünmüyorsa, odur. Sevdiğin şey, senin hakimindir; sen onun mahkumusun. Sevdiğin şey her ne olursa olsun…
Mademki Allah için uğraşıyoruz, boşa gitmez. Allah, alıcı değil, vericidir. Bizi bu kadar destekledikten sonra bırakması, şanından değildir. Herkesler uykuya yattı, yatmayanların da her biri bir yerde. Bizim işimiz taklit değil. Cenab-ı Hakk her an bize müjde vermektedir.
Bu yol Allah’ı memnun etmekten başka bir şey değil. Allah bilinir de, bulunur da. Her gönül Allah’ın ama, O temiz gönülde bulunur.
Tasavvufta mürşid-i kamiller davet ettikleri yolcuya ‘aklı terk et’ buyururlar. Bu, ‘deli ol’ demek değildir. Akıl, Allah’ın büyük nurundan ayrılmış bir ışıktır, bir parçadır. Onu terk eden insan ya deli olur, ya ölü. ‘Aklı terk et’ demek, aklın kötü hallerini, eski bilgilerini unut, testini boş olarak getir ki, istifade edesin, demektir. Kendi akılları ile, nefsani arzuları ile gelenler, aradıklarını bulamayınca, elde edemeyince kaçar giderler.
Hüdavendigar Mevlana buyurur, der ki: “Müminin kulağı, vahyimizi kavrar, beller… Öyle kulak, insanı Hakk’a davet edenin eşidir, arkadaşıdır. Adeta çocuğun kulağına benzer; anasının sözleriyle dolar da söze başlar, konuşur. Çocukta anlayan bir kulak olmazsa anasının sözünü duymaz, dilsiz olur. Aşkın beşle, altıyla işi yoktur. Onun maksadı, ancak sevgilinin kendisini çekmesidir. Belki bundan sonra bir izin gelir de söylenmesi lazım olan sırlar söylenir. Bu ince ve gizli kinayelerden daha açık, daha anlayışlı bir tarzda anlatılır. Sır, ancak sırrı bilenle eşittir. Sır, onu inkar eden kişinin kulağına söylenmez. Fakat Allah’dan davet etme emri gelince artık halkın kabul edip etmemesiyle ne işimiz var?..”

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply