1001 HADİS IŞIĞINDA – 35

“İsimler içinde en makbul olanlar, Cenab-ı Hakk’a o isimle ibadet edilenlerdir. Abdullah ve Abdurrahman gibi isimler insan için ne kadar doğru ve ne kadar güzel isimlerdir.”

Bir gün Hazreti Mevlana’ya sordular: “Allah ne kadar büyüktür?” Cenab-ı Mevlana cevap verdi: “Allah, Adem’in boyu kadar büyüktür!” Herkes şaşkınlık içerisinde, “Aman ya Mevlana, sen Adem’in Hakk olduğunu mu söylüyorsun?” diye sorduklarında ise, Mevlana buyurdu, dedi ki: “Evet, Adem’in Hakk olduğunu söylüyorum. Çünkü Adem olmasaydı, Allah bilinmeyecekti, Allah’ın güzellikleri de dile gelemeyecekti.”
Neden böyle söyledi? Çünkü bütün varlıkları yaratan Tanrı, insanı yaratmadan önce hiçbir varlıktan dile gelemedi. İnsan dışında hiçbir varlık Allah’ı dile getiremedi. Allah, en son insanı yarattı ve insanda kendini yarattı. İnsan gözüyle yarattığı eserleri seyretti, insan diliyle eserlerini isimlendirdi ve kendi ismini de yine insandan aldı. Kendi büyüklüğünü, güzelliklerini insanla söyledi. Ve Allah, Adem’e isimlerin hepsini öğretti. Allah, insanı rahman suretinde yarattı.
Allah’ın isimleri, Allah’ın ahlakıdır ki, kullarına vermiştir. Öte tarafı tarife gelmez. Misal olarak, ’Hâdi’ hidayet eden manasına gelir. ‘Hakk’ Allah’a en yakın sıfattır. ‘Hakk’ öbür sıfatların hepsini içine alır.
Eğer bir insanda Allah’ın nuru varsa, ona ‘Allah’ diye hitab edilir. Bunu böyle bildikten sonra O’nun nuru olmayan bütün varlıklardan geçilir. ‘Hakk’ deyince, aklımıza çok şey geliyor. Fakat ‘Allah’ deyince akla ‘Tek’lik gelir. Allah’ın özü ruh, zuhuratı ise nurdur.
Hakikat sahibine iki alem birdir, yani hem batıni alem hem zahiri alem. Neden birdir? Çünkü hiçbir varlık onun dışında değildir. Allah’ın 99 isminin yanısıra gördüğünüz bütün varlıklar da Allah’la diri oldukları için her biri kendi isimlerinin yanında ‘Allah’ okunurlar. Ama ancak Hakk ile Hakk olmuş, Allah’ta fani olmuş bir hakikat ehli bunu bilir, görür, çünkü onun bütün varlığı yine Allah’tır, Allah iledir. O Allah ile görür, Allah ile bilir. Allah’tan birşey gizlenebilir mi? Gizlenemez, dolayısıyla da hakikat ehlinden de hiçbir şey gizli kalmaz. O baktığı herşeyde, her eşyada, canlı cansız her varlıkta Allah’ı görür. Peygamber Efendimizin ilmi de Allah ilmidir, sevgi ilmidir. O, kainattaki her varlığa sevgi ile bakmıştır ve herbir varlık da hal diliyle ondan dile gelmiştir. Bu nedenle, Hazreti Muhammed Efendimizin ilminin sonu yoktur.
O’na sordular: “Sen annesiz, babasız büyüdün; seni alıp okula götürecek bir ağabeyin de yoktu. Sen sahip olduğun bu ilimleri nereden tahsil ettin?” İşte Hazreti Muhammed, onlara şu cevabı verdi: “Doğru söylüyorsunuz. Anasız, babasız büyüdüm ve bir ağabeyim de yoktu. Fakat ben sizin okuduğunuz gibi, bir hocanın yanında okumuş olsaydım, ben de ancak sizin sahip olduğunuz kadar bir bilgiye sahip olurdum. Oysa benim hocam Yaratıcı’dır!” İşte bizler bütün bunları ilim sayesinde öğreniyoruz. İlim şarttır. Cahile değer verilmez. Ne diyor Hazreti Ali Efendimiz: “Bana bir harf öğretene kırk yıl hizmet ederim.”
Hüdavendigar Mevlana, ilim hakkında şöyle buyurur: “Gönül ehlinin ilimleri, kendilerini taşır. Ten ehlinin ilimleriyse kendilerine yüktür. Gönüle vuran, adamı gönül ehli yapan ilim, insana fayda verir. Yalnız tene tesir eden, insana mal olmayan ilim yükten ibarettir. Tanrı’dan olmayan bilgi yüktür.
Bir çocuğun eline paha biçilmez bir inci verilirse, çocuk, çocukluğundan incinin kıymetini bilemez. Kullanamayacak birinin elinde de bilginin kıymeti yoktur. Layık olan kişiyi ise inciler büyütür, olgunlaştırır. Siz de Allah ile yola koyulun ki, Hakk ile hakikatlere erip, o bilgilere ulaşasınız ve çocukluktan kurtulup olgun insanlar olasınız.

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply