1001 HADİS IŞIĞINDA – 48

“Benden sonra ümmetimin üzerine üç halin gelmesinden korkmaktayım: Birisi, bilgin geçinen ve hüküm verenlerin cevr ve zulmüne uğramaları; ikincisi, yıldızlarla uğraşan müneccim ahkamını tasdik etmeleri; üçüncüsü, hayır ve şer bütün hadiselerin, Allah’ın kaderiyle vukubulmakta olduğunu yalanlamalarıdır.”

Hüdavendigar Mevlana buyurur, der ki: “Usul ilmini bilen üstadın yanında zihni çevik, istidatlı talebe usul okur; Fakih üstadın yanında da usul okumaz, fıkıh tahsil eder. Nahiv üstadının talebesi nahiv üstadı olur. Hakikat yolunda mahvolan üstadın talebesi ise üstadının sayesinde padişahta mahvolur, yokluğa erişir. Ölüm günü bütün bu bilgiler içinde işe yarayan ve yol azığı olanı da yokluk bilgisidir.”
Bizim sohbetlerimiz zahiri değildir. Bizim sohbetlerimiz batınidir. Zahir muhabbetinde, zahiri insanda, Allah’ı göremezsin. Zahire göre, adı üstünde, Allah insanın dışındadır. Ama tasavvuf ehli insanın dışına çıkmaz Allah’ın varlığını insanda görür. Allah’ın bulunduğu yerde, Allah’tan başka kimseye yer yoktur.
İlmin nihayeti zevktir. Kendimizi bilmek süretiyle öğreneceğimiz ilim, bizi bu zevke getirir. Cezbe ve aşk bile kayıttır. Hiçbir kaydımız yok, fakat hiçbir kayıttan da geçmeyiz. Aşkın sözü ile uğraşılıyorsa, hali tecelli etmiyorsa, aşk kayıttır. Aşk gelir mi? O her şeyin hükümdarı aslan?… Biz ona gideceğiz. İnsan, kendi bilgisini, iradesini o aşkın kaynağına karıştırmazsa, hiçbir şey anlayamaz.
İlahi aşkı olmayan bir adama baksak, yalan söyler, hiddet eder, kendini başkalarından büyük görür. Allah’ın yasak ettiği şeyleri yapar.
Bakın yine Hüdavendigar Mevlana ne güzel bir dil sarfediyor, diyor ki: “Herkesçe şu muhakkaktır ki alem Allah emrine ram olmuştur. O padişahın kaza ve kaderi olmadıkça ağaçtan yaprak bile düşmez. Allah lokmaya, gir içeri diye emretmedikçe boğazdan lokma bile geçmez. İnsanların yuları, dizgini olan, insanları dilediği yere sürüp götüren istekler de o gani Allah’ın emriyle meydana gelir. Yeryüzünde olsun, göklerde olsun bir zerre bile onun hükmü olmadıkça kanat çırpmaz, harekete gelemez. Onun yürür ve kadim fermanı olmadıkça kımıldayamaz bile. Bunu anlatmaya imkan da yoktur, bu hususta ısrar da hoş değil. Ağaçların yapraklarını kim sayabilir? Sonu olmayan şey, nasıl söze sığar? Sen şu kadar duy, madem ki bütün işler, Allah’ın emrine tabi. Allah’ın emri olmadıkça hiçbir şey olmuyor. Allah’ın takdiri, kulun rızası olur; kul Allah takdirine rıza verir. Onun hükmünü diler, isterse. Zorla, yahut sevaba girmek için değil de bu hazırlık kendiliğinden meydana gelir, ona hoş görünürse. Artık o kul yaşamayı bu lezzetli hayattan zevk almak için istemez. Hayatı kendisi için istenen bir şey olmaktan çıkar. Ezeli emir, neyse ona uyar; hayatla ölüm, onun yanında bir olur. Yaşarsa Allah için yaşar, mülk ve hazine için değil. Ölürse Allah için ölür, korkudan hastalıktan değil! İmanı, onun dileği, onun rızası içindir, cennet için, ağaçlar, ırmaklar için değil! Küfrü terk edişi de cehenneme gideceğim diye korkudan değildir. Allah içindir. Bu ahlak, ona ezelden verilmiştir. Gözü ve sevgilinin cemalinin güzelliğiyle dolmuş aydın olmuştur. Bu çeşit kul, Allah rızasını görünce güler, neşelenir. Kaza, ona şekerle yapılmış helva gibi gelir. Bu kulun huyu ve yaradılışı böyle olursa alem, onun emrine, onun fermanına tabi değil de nedir?”
Her zaman diyoruz: Mevlevilik, hiçbir yola benzemez. Çünkü Hüdavendigar Mevlana, Aşk Piri’dir. Sevgiyi ve aşkı onun kadar söyleyen manevi bir üstad daha dünyaya gelmemiştir. Zaten aşkı bilmeyen Mevleviliği kolay kolay anlayamaz ve yaşayamaz. Burası hep sevgi istiyor, aşk istiyor, iman istiyor, teslimiyet istiyor. Çünkü herşeyin sahibi O’dur, Allah’tır.
Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Beni bu alemde göremeyen, öbür alemde göremez.”
Peki Hakk’ı bu alemde nasıl göreceğiz? Bir mürşid-i kamil, Hazreti Muhammed Efendimize bende olmuş ise, O’nun yüzüyle topluma yüz tutuyorsa, O’nun dilinden konuşuyorsa, onu sevmek Hazreti Muhammed’i sevmektir; Hazreti Muhammed’i sevmek de Allah’ı sevmektir. İşte böylece yolcu Allah’ı görmüş olur.
Peki bir Hakk aşığı son nefesinde nereye yola çıkacak? Hazreti Mevlana ile Şems-i Tebrizi Hazretlerinden misal verelim: Hazreti Mevlana, son nefesinde, ne babasına yola çıktı, ne de ikinci şeyhi Seyyid Burhaneddin Efendiye yola çıktı. O’nun yola çıktığı Zat, Şems-i Tebrizi Hazretleriydi. Çünkü Hazreti Mevlana, Hakk’ın nurunu Şems’in cemalinde gördü, o nura aşık oldu ve o nura koştu.
Hazreti Muhammed Efendimiz de Hakk’a yürümeden önce Hazreti Ali’ye soyunmuştur ve O’nun ruhu Hazreti Ali’de ikamet etmiştir. Hazreti Ali Efendimiz de son nefesinde şehadet getirirken Hazreti Muhammed’e yola çıkmıştır.
Bizlerin de yolumuz, mürşidlerimizin ve Pirimizin vasıtasıyla, Resulallah’a çıkar. Yolcu, bir mürşid-i kamile varmadan, Resulallah’a varamaz.

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply