1001 HADİS IŞIĞINDA – 49

“Emirin ve umuma mahsus işlerime memur olanların hediye almaları, kazançların en kötüsü olmasının yanı sıra haram olduğu gibi, rüşvet kabul etmeleri dahi küfürdür.”

Yavuz Sultan Selim, vasiyetinde, Hakk’a yürüdükten sonra, elinin tabutundan dışarı çıkarılmasını istedi. Neden? Halk görsün istedi ki, bu kadar zenginliğe, mala, mülke rağmen, yine de Allah’ın huzuruna eli boş gidiyor. Bütün malı, mülkü yine dünyada kalıyor.
İşte Yunus da şöyle diyor: “Kim bu malın sahibi? Kim bu mülkün sahibi? Nerde bunun eski sahibi? O yalan, bu yalan; vermişler eline biraz oyalan.”
Dünya nimetleri yine dünyada kalır, ancak işlediğimiz güzel ameller bizimle beraber yola çıkar.
Hazreti Muhammed, ilk mescid olan Mescid-i Kubba inşa edilirken, cemaatin inancını denemek için, “Bu sene kıtlık olacak biraz iktisatlı gidin” dedi. Hemen birisi, “Benim altı aylık rızkım var, yıl oniki ay, ben altı ay sonra ne olacağım” dedi. Hazreti Muhammed, bir başkasına, “Sizin kaç aylık rızkınız var?” diye sordu. “Bizim üç aylık rızkımız var, kimin ihtiyacı varsa birbuçuk aylığı gelsin alsın” diye cevap verdi. Onu da geçti bir başkasına sordu: “Sizin durumunuz nasıldır?” O da, “Benim bir aylık rızkım var. Kimin ihtiyacı varsa onbeş günlüğünü vereyim” dedi. Aynı soruyu yine bir başkasına sordu, o da, Ya Resulallah! Bir günlük rızkım var. Sabah kahvaltısını yedim. Kimin ihtiyacı varsa öğleni gitsin evimden alsın” diye cevap verdi. Hazreti Muhammed sordu: “Peki yarın halin ne olacak?” Adam şu cevabı verdi: “Yarına varsam, Allah keremini ihsan eder, ona göre hayatımı sürdürürüm.” Bunun üzerine Resulallah, altı aylık rızkı olana dönüp dedi ki: “Sen o altı aylık rızkı dağıt ki, Cenab-ı Allah sana tazesini versin…”
Her şeyimizi Allah için feda etmemiz lazım. O zaman Allah bize sahip olmaz mı? O vakit, Allah bizi bizden satın alır. Allah’tan bir şey istemek dahi küfürdür. Çünkü O, zaten her şeyi yerli yerince yapmaktadır.
Nefsini bilen Rabbini bilir. Nefsinin her istediğine boyun bükmeyen Allah’ını bulur, rahata kavuşur. Demek ki Rabb’ini biliyor ve onunla yaşayıp, onunla bütün güzel nimetlere sahip oluyor. Boşver, düştüm nefsime tövbe ederim, diyerek hayat geçirenler kolay kolay bunalımdan kurtulamazlar.
Şöyle bir söz vardır: Duvara dayanırsın, bir gün gelir yıkılır; insana dayanırsın, bir gün gelir ölür; iyisi mi sen Allah’a dayan, çünkü O ne yıkılır ne de ölür…
Bakın Hüdavendigar Mevlana’mız yine ne güzel buyurmaktadır: “Allah daima der ki: Cennetin duvarları, bu duvarlar gibi cansız ve çirkin değildir. Ten kapısı, ten duvarı gibi uyanıktır… Cennet evi de diridir; çünkü padişahlar padişahına mensuptur orası! Ağaç da cennet ehliyle konuşur, söz söyler, meyve de, akan duru sular da! Çünkü cenneti aletle yapmamışlardır ki… Orası amellerden, niyetlerden yapılmadır. O Allah, öyle bir Allah’dır ki dilerse bütün yeryüzünü baştanbaşa altın ve değeri biçilmez inci haline getirir. Ey altını seçen, onu seven, onun için Allah mahşer gününde bu yeryüzünü gümüşten halk edecektir. Biz altına aldırış bile etmeyiz… Sanatlarımız çok bizim; bütün yeryüzündekileri altın haline getiririz biz! Sizden altın mı isteriz biz? Biz sizi kimyager yaparız. Asıl o Allah mülk ve saltanat sahibidir, kendisine baş eğene bu topraktan yaratılan dünya şöyle dursun, yüzlerce mülk, yüzlerce saltanat ihsan eder. Ben ne mal isterim, ne mülk, ne devlet isterim, ne saltanat… Bana o secde devletini ihsan et, yeter diye ağlayıp sızlanmaya başlarsın! Cihan padişahları, kötülüklerinden dolayı kulluk şarabından bir koku bile almamışlar. Yoksa onlar da Edhem gibi, hemencecik coşarlar, sarhoş olurlar, dünya saltanatını vurup kırarlardı! Fakat Allah, bu alem dursun, mamur olsun diye gözlerini ağızlarını kapamıştır. Bu suretle de onlara taht ve taç tatlı gelir, alemdeki halktan haraç alalım derler… Fakat haraç ala ala, kum gibi altın yığsan yine ölür, geberirsin, onlar senden arta kalır! Mal, mülk, devlet ve altın, canına yoldaş olmaz… Sen altın ver de görüşünün kuvvetlenmesi için sürme al! Bu sürmeyi çek de şu alemin daracık bir kuyu olduğunu gör; Yusufcasına ipe el at! Kuyudan çıkıp dama yücelince görenler, müjde, işte tam bize göre bir kul, köle desinler!..”

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply