1001 HADİS IŞIĞINDA – 68

Müslümanlar, birbirleriyle buluştukları vakit, musafaha ile her biri diğerinin hatırını sorar ve Allaha hamd ederek, her biri diğeri hakkında istiğfar ederse, Cenab-ı Hakk ikisine birden mağfiret eder.

Bir gün, Hazreti Mevlana’ya sormuşlar: “İbadetin büyüğü nedir ya Mevlana?” Mevlana, onlara şu cevabı vermiş: “İki irfanın birbirlerine niyaz etmeleridir.” “Peki” demişler, “Bunun manası nedir?” Mevlana yine cevaplamış: “Birbirlerini Hakk olarak tasdik etmeleridir.” “Peki, birbirlerine ne söylerler?” “İhlas-ı Şerif okurlar ve birbirlerini Hakk olarak gördüklerine kasem ederler. İhlas-ı Şerifi okuduktan sonra hal-hatır soruşurlar ve Hakk muhabbeti yaparlar; ayrılırlarken de Fatiha suresini okuyarak ayrılırlar.” Ama kimin kudretiyle söylerler bunu? Allah’ın. Bakın ne derler birbirlerine:

“Kulhuvallahu Ehad – Ey kul, kasem ederim Allah için, o Ehad sensin. Allahu Samed – Allah’tan daha mert yoktur bu alemde, o da sensin. Lem yelid ve lem yuled ve lem yekun lehu küfüven Ehad – Hiçbir ana, ne doğurur senin gibi bir tane daha, ne de doğar. Sen zor bir duruma düşersen ve sıdk-ı bütün bir imanla bana sığınırsan, ben senin hatırın için bu cihanı yıkarım ve yine seni baki kılarım.” İşte, Allah’ın kudretiyle birbirlerini Hakk olarak tasdik ederler, sonra da birbirlerinin hal ve hatırını sorarlar, muhabbet ederler.

Fakat bu ikrarlar kişide varlığını gösterdiği takdirde, artık o kişi herkese muhabbet açamaz, konuşamaz. Dünya ehli kişilerle bağdaşamaz, ancak yine kendi dilinden, halinden biri olacak ki karşısında oturup beraber konuşsunlar, Hakk muhabbeti yapsınlar.

Eğer bizler de temiz bir imanla ve temiz bir aşkla yolumuza devam edersek, o zaman nefsimizi yener ve gün gelir bizler de birer Hakk aşığı olabiliriz. Ama eğer dersek ki, dur ben şunu da yapayım, bunu da edeyim, namaz kılarım, zikir yaparım, sonra uyarım Allah’a… o zaman olmaz; bizde öyle yaz boz tahtası yok. Nerde tuzağa düşersin göremezsin. Bu nedenle insanın imanına sımsıkı sarılması lazım. Koskoca Peygamber bile, her akşam dinlenmeye çekilmeden önce yetmişbeş sefer “Estağfurullah” çekiyor ve şöyle diyor, “Allah’ım! Bilerek bilmeyerek bir hata, bir kusur işlediysem; bilerek bilmeyerek birini incittiysem, birinin gönlünü kırdıysam, istiğfar ediyorum Allah’ım, sana sığınıyorum…” O, bunu yapıyor da biz acaba neden yapmıyoruz? Bir kere bile estağfurullah demeden yatağa giriyoruz. Peygamber Efendimizden hiç örnek almıyoruz, ki O, Hakk ile Hakk olmuştur. Onun her zerresinde Hakk’ın nuru vardır.

Hüdavendigar Mevlana şöyle buyurur: “Aklını başına al ey yolcu; bu işi yarına bırakma. Nice yarınlar geldi geçti. Hemen tövbe ve istiğfar ile işe başla ki, ekin mevsimi, iyilik günleri büsbütün geçmesin.”

Hakikatte kıldan ince, kılıçtan keskin denilen; kırk sene düzlük, kırk sene yokuş, kırk sene inişli Sırat Köprüsü, bu dünyadır. Sen bu alemde incineceksin, incitmeyeceksin. Dilini daima tatlı tutmaya çalışacaksın ki bu köprüden geçebilesin. Birisi sana karşı kötü bir söz sarf ettiğinde sen beş sözle karşılık verirsen, onun kisvesine girmiş olursun. Hiçbir zaman Hakk’a yakın olamazsın.

Her kişide bir kusur vardır. İnsanların iyi tarafına bakmak gerek ki rahat bir yaşam sürebilelim. Kötü tarafına bakarsak, hiçbir zaman huzur bulamayız. Bizler, sizlere hakikatleri söylemekle mükellefiz; alan kazanır, güzel bir insan olmaya yola koyulur; almayana da bir şey diyemeyiz… ama gönlümüz ister ki onlar da insan olsunlar ve hep birlikte Allah’ın güzellikleriyle dolu bir yaşam sürelim.

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply