1001 HADİS IŞIĞINDA – 77

“Benden size, bir hadis söylendiği vakit, kalbleriniz onunla nurlanır, tabiatınızdaki kabalık ve sertlik yumuşar ve onu kendinize yakın görürseniz, ben o hadise, sizden daha ziyade yakınım; eğer size bildirilen hadisten kalblerinizde beğenilmeyecek bir üzüntü hasıl olur, tabiatınız ondan nefret duyarsa ve onu kendinizden uzak görürseniz, ben o hadise, sizden daha uzağım.”

Hazreti Muhammed, Akl-ı Küll’dür. Ve Hazreti Ali Efendimiz olsun, Hazreti Mevlana olsun ve bütün Piran Efendilerimiz de Akl-ı Küll’dürler. Bunun manası, onların her zerresinden akıl fışkırmaktadır. Çünkü onlar akıllarını Hazreti Muhammed Efendimizin aklıyla büyütmüşlerdir ve söyledikleri her söz bu sebeple bal şerbet gibidir. Onlar her zaman topluma tebessümlü yüzleriyle ve birleyici sözleriyle çıkmışlardır. Ve insanlara bu şekilde örnek olmuşlardır ki, onların sözleriyle akıllarını büyütmüş olan, onları kendilerine ruh etmiş olan kişilerle dünya durdukça anılmaya devam etsinler. Nurlu bir insanın cemali Ay’ı andırır. Gözlerindeki ışık çoğaldığı zaman da, o insan Ay’dan Şems haline döner.
Hüdavendigar Mevlana’ya, “Mürşidini niye bu kadar büyütüyorsun, putlaştırıyorsun? Dinde insanı bu kadar putlaştırma yoktur” dediler. Mevlana, “Şükürler olsun o puta! O put olmasaydı, bu güzelliklere kavuşamazdım. Allah’ın nurunu o putta gördüm” diye cevap verdi. Çünkü Mevlana, Tanrı’yı Şems’de gördü, bir an dahi mürşidinin dışına çıkmadı. Ve bu yüzden hep korkusuz konuştu. 
Hazreti Muhammed Efendimiz, İmam Ali Efendimiz, Ehlibeyt Efendilerimiz, yüce Mevlana’mız ve Piran Efendilerimiz bizim sünnetlerimizdir, bizleri de sizlere farz kılmışlar. Onların yüzleri bizden görünür, onların dilleri bizden dile gelir; hiçbiri kabirden dile gelmez. İşte, bir Mürşid-i Kamil kainattır ve yüzyirmidört bin nebinin ve sayısız velinin varisidir. Sizler hakikate ulaştığınız zaman, kimliğinizi bildiğiniz zaman, kimliğinizle yola koyulduğunuz zaman, sizler işte o zaman zengin bir kişiliğe sahip olursunuz. Peki zenginlik nedir? Benim en büyük varlığım, Mürşidimin vasıtasıyla Pirim’dir, en büyük varlığım odur. Hazreti Muhammed de orada, İmam Ali de orada, Ehlibeyt de orada, Piran da orada; hepsi oradadırlar. Ben orayı kendime ruh ettim, orayı kendime ışık ettim. Gökyüzündeki güneşin ışığı onların ışığının yanında sönük kalır. 
Hazreti Muhammed Efendimiz, dünyada maşuk sıfatını almıştır. Maşuk sıfatı sevgili sıfatıdır. Allah, hiçbir peygamberine “Sevgilim!” diye hitap etmedi. Sevgili sıfatını bir tek Hazreti Muhammed’e verdi. Habibullah, Allah’ın sevgilisi… O Yaratıcı var ya, o Allah diyor ki: “Ya Muhammed! Senin yüzü suyun hürmetine bu alemi yarattım, sen olmasaydın, bu kainatı yaratmazdım.” Çünkü O’nun gibi Allah’ı yadeden, O’nun gibi Allah’ın emirlerine uyan, O’nun gibi sevgi sözleri söyleyen, O’nun gibi merhamet, şefkat dolu bir Peygamber ne gelmiş, ne de gelecektir. Bu aleme gelmiş geçmiş yüzyirmidörtbin peygamberde O’nun nuru vardı. İslam’ın kemalatı Hazreti Resulallah’ta tecelli etmiştir. Allah en güzel yüzünü Resulallah’tan göstermiştir. 
Mürşid-i kamiller, Hazreti Muhammed Efendimizle, Ehlibeyt Efendilerimizle, hep onların sofrası ile beslenen kişilerdir. O’dur onlar. Onun için konuşurken hem kendi duygulanır, hem karşı tarafı duygulandırır. Dünyamıza onlar kadar güzel yüzlere sahip pek insanlar gelmedi. Onlar kadar şifai konuşacak insanlar gelmedi. Onlar kadar tatlı sözler sarfeden kişiler dünyamıza gelmedi. Bu yüzden her şeyin üstünde bir güzelliğe sahiptirler. Sözleri de bütün sözlerden güzeldir.
 Denizde, damla, iz, ırmak, nehir aranır mı? Bunlar kara için geçerlidir. Denize atom atıyorlar da tesir etmiyor. Halbuki merkep izindeki suya bir taş at, hiçbir şey kalmaz içinde.

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply