Allah, herşeyi insanla bilir; Allah herşeyi insanla söyler.

Tanrı’ya karşı iki “ben” olamaz; oraya iki “ben” sığamaz. Sen de “ben” diyorsun, o da “ben” diyor. Ya sen O’nun önünde öl, ya o senin önünde ölsün de ikilik kalmasın. Fakat O ölmez, buna imkan yok. Ne dış alemde ölür O, ne zihinde; çünkü O bir diridir ki, ölmez.
İki kuşu birbirine bağlasan, ikisi de aynı cinstendir; iki kanat dört kanat olmuştur, fakat yine de uçamazlar; çünkü arada ikilik var. Fakat ölü bir kuşu, diri bir kuşa bağlasan diri kuş uçar; çünkü ikilik kalmamıştır.
Bizlerin tek yapmamız gereken, ölümsüzleri kendimize dost edinmektir. Yüce Muhammed Efendimizin hayatını okuyup, O’nun huylarıyla huylanmak, O’nunla yaşamak ve O’nu yaşatmaktır. Vade geldi mi, bizim şefaatçimiz O’dur; Ondan başka hiçbir yerden şefaat bulamayız.
Allah, herşeyi insanla bilir; Allah herşeyi insanla söyler, bütün güzelliklerini insanla bildirir. Kim orayı dinler, oradan hisse alırsa, kendini kurtarmış olur. Kim bunlara kulağını tıkarsa, sonrasında başına gelenlerden Allah’ı mesul tutamaz. Allah, baştan aşağı şefkattir, baştan aşağı rahmettir. Allah kimseye ceza vermez, bela da vermez.
Dinin kuralı, kim tebliğ etti ise, onu sevmektir. Bizim dinimiz insandır. Kurallar olsun olmasın kişi, onu gönlüne koymadıktan sonra o kuralların kıymeti yoktur.
Hüdavendigar Mevlana der ki: “Bir mum bitmek üzereyken biliyor ki tamamen eriyip yok olacak ama ışığını bırakmaz, devamlı ışık verir. İnsan olan da böyle devamlı aydınlığı gösterir. Hastalık gelmiş, ölüm gelmiş korkmaz, son devrine kadar vazifesini yapmakla mükelleftir.”
Nasıl mum ışığı, ateş ışığı, lamba ışığı, ay ışığı ve güneş ışığı hepsi de ışıksa ve ayrı ayrı büyüklükte iseler; Allah’ın hakikati de her din ve mezhepte farklı yansımalar yapar. O’nun hakikati yalnız bunlarla da sınırlı değildir. Onlardan çok daha büyük sır ve hakikatler vardır ki; ancak bilginizi genişletip perdeler kalktıkça sizlere ruhen sunulur.
Çocuğa verilen incinin nasıl kıymeti yoksa, kullanamayacak birinin elinde de bilginin kıymeti yoktur. Layık olan kişiyi ise bu inciler büyütür, olgunlaştırır. Siz de bilgi edinmede Allah ile yola koyulun ki Hakk ve hakikate erip ona ulaşasınız.

“Dünyaya ait bağlarımızı koparmamız, herkese yabancı kalmamız ve senin zincirinle bağlanıp deli divane olmamızm vakti geldi.
Can feda edelim, artık böyle bir canın ayıbını çekmeyelim. Varlık ve benlik evini yakalım da ateş gibi meyhaneye koşalım.
Coşup köpürmedikçe, şu dünya küpünden dışarı çıkamayız. Küpün içinde mahpus kaldıkça, coşup küpten dışarı çıkmadıkça, nasıl olur da biz o sürahinin, o kadehin dudaklarını öperiz?
Doğru sözü deliden duy, varlığımızdan ölmedikçe, sakın bizim erkek olduğumuzu, insan olduğumuzu sanma!
Şu yokluk yolunda, tohum gibi yerlere dökülüp saçılırsak, bağda, bahçede ağaç gibi topraktan baş kaldırıp boy atar, kol kanat açarız.
Biz taş gibi sert isek de, senin mühürün uğruna yumuşar, mum oluruz. Mum olunca da senin güzelliğinin nuruna pervane kesiliriz.
Aşk aynasının yüzünü, varlık, benlik nefesi ile bulandırmayalım, kirletmeyelim. Mademki gönlümüz bir harabeye döndü, hiç olmazsa biz gizli defineye mahrem olalım.
Gönül masalı gibi elsiz, ayaksız kalalım da, aşıkların gönüllerinde masal gibi yer edinelim, konaklarda konaklayalım.
Mustafa (s.a.v.) gönlümüzü yol etmez, gönlümüzde olmaz, gönlümüze dayanmazsa, bu ayrılıktan feryat etsek, ağlasak, inlesek, Hannane direğine dönsek yeridir.”

HÜDAVENDİGAR MEVLANA

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply