Evlat ben tertemiz nurum. Tebrizli Şems’te yok olmuşum.

Hüdavendigar Mevlana buyurur, der ki: “Hazineyi açtılar, hepiniz elbiseler giyin. Mustafa yine geldi iman edin. Dokuz felek ile her felekte bir zaman dönüp dolaştım. Senelerce yıldızlar da, burçlarda devrettim. Bir müddet görünmedim O’nunla idim. Lahutiyette Hakk’a en yakın idim. Ana karnındaki çoçuk gibi gıdamı Hakk’tan aldım. İnsan bir kere doğar, ben bir çok defalar doğdum. Cisim hırkasını giydim işler gördüm. Çok kere bu hırkayı kendi ellerimle yırttım. Geceleri zahitlerle mabedlerde sabahladım. Kafirlerle puthanede putların içinde uyudum. Kıskancın acısı benim. Hastanın şifası benim. Hem bulut, hem yağmurum, çayırlara yağarım. Ey Derviş! Benim eteğime asla fanilik tozu konmadı. Sonsuzluk aleminin bağında ben bol bol gül topladım. Ben sudan, ateşten, inatçı rüzgardan şekle girmiş topraktan değilim. Evlat ben tertemiz nurum. Tebrizli Şems’te yok olmuşum. Eğer beni gördüysen kimseye gördüğünü söyleme.”
İşte insan da bu tas gibi yahut da aktar gibidir. Yahut da aktar dükkanıdır ki orda Tanrı sıfatlarının hazinelerinden avuç avuç, parça parça şeyler vardır. Bu dünyada, layığınca alış verişte bulunsun diye onları kaplara, taplara koymuşlardır. Duymakdan bir parça, görmekden bir parça söylemekden bir parça akıldan bir parça, kerem ve ihsandan bir parça, bilgiden bir parça şu halde insanlar Tanrı’nın gezip dolaşan satıcılarıdır. Dönüp dururlar.

Şiir
Ben görünen ve görünmeyenim.
Uykudaki göz gibi açığım ve gizliyim.
Varım ve yokum.
Gül suyundaki koku gibi.
Söyleyen ve susanım,
Kitaptaki yazı gibi.

Mesala gözün aydınlığını görüyorsun ya; o dünyada da bu dünyada da gözler var, bakışlar var, görüşler var; hem de çeşit çeşit. Sana ondan bir örnektir, yolladılar ki dünyayı seyredesin. Yoksa görüş, bu kadar değildir; fakat bundan fazlasına tahammül edemez insan. Kur’an’da, “Hiç bir şey yoktur ki onun hazineleri katımızda olmasın’’ diye buyrulmuştur. Artık bir düşün; bu kadar binlerce yüzyıllar, bunca insanlar geldiler; bu denizde doldular derken gene boşaldılar; bir seyret de gör.

“Ey… Nerede o gönül ki sabah rüzgarı gibi, tecelli sabahlarının zevkini tattı ve tattığından mest olurken hemen ardı sıra, görülmemiş bir zevk, onun kucağına atıldı.
Bazen tahayyür denizinde, bazen tecelli dağının eteğinde, beline saadet kemerini bağladı ve o dağdaki hakikat cevherinin mıknatısını gördü.
O zaman, gözün ve gönlün ötesinde, yüzlerce pencere açılıp gökten ve yerden dışarı çıktı, gezdi. Mana cihanında, yüzlerce Süha yıldızını seyretti.
Tevhidde, isteyenle istenilenin sıfatlarını ayrı gören kimse, ne isteyen olmuştur, ne de istenilen.”

HÜDAVENDİGAR MEVLANA

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply