Güzele kendi aşksız gözünle bakmayı bırak, Mecnun’un tutuşmuş gözleriyle bak…

Mecnun der ki: “Hayalin gözümde, adın ağzımda; anışın gönlümde; söyle ben nereye mektup yazayım?”
Hikaye: Bir gün Abbasi Padişahı Harun-i Raşid, kendi soyundan olan Mecnun’u aşk yüzünden düştüğü hallerden kurtarmak için bir çare düşündü ve Mecnun’u saraya çağırttı. Aynı zamanda Leyla’yı da saraya getirtti ve bir odada bekletti.
Padişah Mecnun’a sordu: “Ya Kays (Efendi), nedir senin bu halin? Şimdi sana bir sürü güzel kızlar göstereceğim, onlardan birini seç ve evlen, Leyla’dan da vazgeç.”
Birbirinden güzel kızlar Mecnun’a sunuldu. Mecnun hepsini gözden geçirdikten sonra, çekildi kenara ve eğdi başını önüne; “Ben yine Leyla’mı isterim” dedi sessizce iç geçirerek. Harun-u Raşid bu cevap karşısında şaşırdı kaldı. Hizmetlilerine seslendi ve, “Getirin Leyla’yı buraya” diye emir buyurdu. Biraz sonra içeri kara kuru, pek de güzel olmayan, hatta bir kömür sopasını andıran Leyla girdi. Padişah hayretle sordu: “Ya Mecnun” dedi, “Sen bunun neresine aşık oldun?”
Mecnun kaldırdı başını, padişahın gözlerinin içine baktı ve dedi ki: “Şevketli padişahım, sen senin gözlerinle göremezsin Leyla’nın güzelliğini. Eğer ki benim gözlerimle bakabilsen, görürsün Leyla’nın gerçek yüzünü. Aşık olursun da o zaman hak verirsin bana.”
Mecnun, Leyla’nın aşkına dalmış ve bu hale gelmiş. Başkalarında da göz vardı, yüz vardı, dudak vardı, burun vardı; onda ne görmüştü de bu hale gelmişti?
Güzellik gözdedir, nesnede değil… Bir şeyi güzel gösteren istektir, aşktır. İsteksiz bakışa güzel de çirkin görünür. Bu yüzden Leyla’yı sen başka görürsün Mecnun başka görür. O halde güzele kendi aşksız gözünle bakmayı bırak, Mecnun’un tutuşmuş gözleriyle bak…

“Başımızı ayak edindik de, sonunda hakikat ırmağını aştık, kainatı birbirine vurduk, biz dışarı fırladık, bizim kainatla bir ilgimiz kalmadı.
Üstüne bindiğimiz aşk burakı, arşın burakıydı. Bu yüzden bir sıçrayışta gökyüzüne vardık.
Ne olduğunu, nasıl olduğunu bir türlü anlayamadığımız, o eşsiz padişahın tahtının önüne varmak için, alemi zerreler gibi birbirine vurduk, birbirine kattık.
İlk menzil olarak kanlarla dolu bir deniz göründü. Kanlı ayaklarımızla dalgaları aşıp geçtik.
Hakk yolunda ilerlerken, insan anlayışı, insan vehmi, insan aklı, hepsi de yolda dökülüp saçıldı. Çünkü biz, insanın etrafını saran altı yönü de aştık, gerilerde bıraktık.
O eşsiz Leyla’nın Mecnun’larının bulunduğu sınıra gelince, atımız serkeşlik etti, zapt edemedik. Mecnun’un sınırını da aştık.
Yaptığımız ibadetlerle, iyiliklerle gurura kapılıp Karun’a benzeyen nefs, yerin dibine geçti. Ondan sonra ercesine onun hazinelerine doğru at sürdük.
Çöllerde, ovalarda onun aşk nuruyla aştığımız yollardan bir zerresini bulsaydı, çöl de, ova da canlanırdı…”

HÜDAVENDİGAR MEVLANA

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply