Hüdavendigar Mevlana diyor ki: “Kendi içindeki bilinmeyeni bilmeden, başka hiç kimseyi tanıyamazsın.

Aşk, göklere uçmaktır. Her solukta yüzlerce perdeyi yırtmaktır. İlk önce nefsini, nefsinden gevşetmek, sonra da adım adım nefsinden kesilmektir. Bu cihanı görülmemiş saymak, kendi gözünü görmemek, demektir.
Hüdavendigar Mevlana diyor ki: “Kendi içindeki bilinmeyeni bilmeden, başka hiç kimseyi tanıyamazsın. O insanın esrarını çözmek için tek yol kendi içindeki esrarı çözmektir. Gizli perdelerin arkasında başka perdeler gizlidir. İnsan sonsuzluktur. Kendi içinde ne kadar derine inersen, bütün varoluşta ve ayrıca başka insanlarda da o kadar derine inersin. Çünkü öz birdir, çeperse milyonlarcadır.”
Allah ismini zikrettiğiniz zaman, bu esmanın arkasında zat olarak birini görmek isterseniz eğer, o zat Yüce Resulallah’tır. Misal olarak, güzel bir kız gördüğünüz zaman, onun o güzelliğine hayran olursunuz. Ama onun o güzelliği, Peygamber Efendimizin güzelliğinin sadece küçücük bir zerresi. Resulallah’ın güzelliğini, nasıl nur ala nur bir varlık olduğunu Mürşidinizden dinliyorsunuz, o halde, Resulallah’ı koyun o gönlünüze, öyle zikredin Allah’ı, bakın o zaman nasıl güzellikler zuhur eder sizde, hayran olursunuz o Güzele. Zaten O yüzünü gösterdi mi, başka bir güzel de istemezsiniz artık.
Hüdavendigar Mevlana buyurur ki: “Ben hakiki yüzümü gösterecek olsam, başta güneş, ay ve yıldızlar yerinden oynar ve dünyanın nizamı alemi bozulur.”
Hüdavendigar Mevlana, bütün kitaplarını şu üç söze bağladı: “Hamdım, piştim, yandım – Zahir ilimde hep okudum, çok şey öğrendim, eşi benzeri olmayan güzel bir bilgin oldum ama ben kimdim bilmiyordum. Hamdım, Şems’i tanıdım piştim, yani onda olgunlaştım; şimdi Şems uçtu gitti, ben yandım…”
Akıl, pervaneye benzer, sevgiliyse mum gibidir. Pervane, kendini muma vurur, yakar, helak olur gider; fakat pervane de ona derler ki, o yanıştan zarar görse, elemlere düşse bile muma dayanamasın; kendisini atsın-gitsin.

“Ey aşık! Hileyi bırak! Aklı terk et, divane ol, divane! Ateşin tam ortasına atıl, adeta gönlüne gir! Pervane ol, pervane!
Kendini yabancı say, kendine yabancı ol! Hem de evini yık, harap et! Sonra gel; aşıklarla, aynı evde otur, onlarla düş, kalk!
Git, gönlünü siniler gibi yedi kere yıka, kinden, nefretten temizlen! Sonra gel aşk şarabına kadeh ol!
Sevgiliye layık olmak için tamamıyla can halini al! Mest olanların yanına gidince sen de mest ol mest!
Güzellerin takdıkları küpelerin sohbet yeri, buluşma yeri onların yanaklarıdır. Güzel yanaklarla, güzel kulaklarla dost olmak istiyorsan; inci tanesi ol, inci tanesi!
Düşüncen nereye giderse seni peşinden sürükler, oraya çeker götürür. Sen düşünceden vazgeç de, kaza ve kader gibi en ileride yürü, en öne geç!
Şehvete kapılmak, heva ve hevese meyl etmek bir kilittir ki, gönüllerimiz onunla kilitlenir. Sen anahtar ol, anahtarın dişi ol!
Mustafa (s.a.v) Hannane direğini okşadı. Sen bir ağaçtan da aşağı değilsin ya, haydi Hannane direği ol, Hannane direği!
Hazreti Süleyman sana; ‘Kuş dilini duy, öğren!’ diyor. Halbuki sen öyle bir tuzaksın ki, kuş senden ürker kaçar, sen tuzak olma, yuva ol, yuva!
Bir güzel sana yüz gösterirse, ona ayna ol, onu içine al, onunla dol! Güzel sana karşı saçlarını yüzer açarsa, sen ona tarak ol, tarak.
Zenginleştin, armağanlara, mallara sahip oldun da bunlara karşılık şükran olarak aşkı verdin. Malı bırak, mal şöyle dursun, sen aşka şükrane olarak kendini ver, kendini.
Bir müddet ateş oldun, rüzgar oldun, su oldun, toprak oldun. Bir müddet de hayvan oldun, hayvanlık aleminde dolaştın. Madem ki, bir müddet can haline geldin, hiç olmazsa sevgiliye layık bir can ol, sevgiliye layık bir can.”

HÜDAVENDİGAR MEVLANA

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply