Namaz, oruç ibadetin şeklidir, ibadetse insandaki anlamdır.

İbadet iste de ibadet nedir göstereyim sana. Biz dünyada er arıyoruz ki, ona ibadet nedir gösterelim. İbadet müşterisi bulamıyoruz, söz müşterisi buluyoruz da sözle oyalanıyoruz. Mademki, ibadet etmiyorsun, ne bilirsin sen ibadet nedir? Biz yolda olmuşuz, ibadete koyulmuşuz, ne çıkar; kim görebilir bizi? Yolcu yok, yol ıpıssız. Zaten bu ibadet namaz, oruç değil ki, bunlar ibadetin şekilleri, asıl ibadet özdeki anlam.
Hazreti Adem’in zamanından ta Yüce Muhammed zamanına dek namaz, oruç bu şekilde değildi, fakat ibadet yine vardı. Şu halde namaz, oruç ibadetin şeklidir, ibadetse insandaki anlamdır. Hangi ilaç tesir etti dersin ya; orada tesir edişin şekli yoktur, ancak anlamdır orada bulunan.
Aklı olgunlaşmamış bir kişi, beş vakit namaz kılmakla, oruç tutmakla, zekat vermekle, hacca gitmekle iyi insan olup cennete gideceğinin hayaliyle tatmin olur. Ama şöyle bir düşündüğünüzde, beş vakit namazı toplasanız tamamı günde bir saatten fazla zaman almaz. Peki geriye kalan yirmiüç saat zamanımız nerede geçiyor bizim? Nefsimizin peşindeki isteklerle geçiyor.
İnsanı, Allah’a ulaştıracak vasıta gönüldür; aşkın şarabı gönüldür. Bizler bir tek gönül isteriz, temiz bir gönül. Bizler gönüle bakarız, yoksa kaç vakit namaz kılmışsın, kaç gün oruç tutmuşsun, hacca gitmiş misin, gitmemiş misin, bunlara bakmayız.

“Ben doğduğum günden beri. gönlü de, canı da senin gözünle gören, gönlü de, canı da sana veren ihlaslı, samimi bir kulum.
Gelin ey aşıklar gelin, birbirinizden uzak durmayın, buluşmaya, kavuşmaya alışın! Dolunay doğdu, sevgi geldi, nimetler bağışlandı.
Sana gönül veren kaybolmaz. Ben, adı sanı ne yapayım? Mademki ben, bu hazineye düştüm. Gümüş, para, benim ne işime yarar?
Aşk parladı, alevlendi, sırrın üstünü örttü. Onun parıltısıyla dolunay bile görünmez oldu. Gönül de baş eğdi, aşka teslim oldu.
Neşem de sensin, bayramım da sensin. Ben, ne kadar talihliyim, ne kadar mesudum. Gönlümü de sana verdim. Allah’a yemin ederim ki, ben iyi yaratılışlı bir aşığım.
Ne yırtarım, ne dikerim, ne yaparım, ne yakarım. Ne gecenin, ne de gündüzün esiriyim. Ne de elim daralmış, kesada uğramışım.
İman güneşi doğdu, etrafı aydınlattı, ruha ulaştı. Nefsin karanlıkları dağıldı. Küfrün kalesi yıkıldı, yerle bir oldu.
Zahidin de, ibadet edenin de yolu, isteksiz olmak, dünyaya ait dileklerden vazgeçmektir. Söyle bakalım, ben neyi bırakayım? Kimden vazgeçeyim? Benim bütün dileğim ve isteğim hep sensin.
Ey aşk, benim bütün varlığım sensin. Rükuum da sanadır, secdem de! Nekesliğim de cömertliğim de senin içindir. Zaman seninle düzene girmiştir.
Şeytan bana musallat olduğu, beni kaptığı zamanlarda hep seni anarak kurtuluyor ve seviniyordum. Şimdi sen, beni, benden öyle kaptın ki, hatırımdan anmak duygusu bile gitti.
Zaman düşmanlarımla anlaştı. Onlarla dost oldu. Ayrılık yüreğimi yaraladı. Uyku beni rahatsız etti, gözümden kaçtı gitti. Benim saadetimi, mutluluğumu uyuttu.
Dolunayın söndüğünü, yıldızların karardığını, denizin coşup kabardığını, geminin dalgalar arasında sıkıştığını görüyorum.
Senin denizine gelince ab-ı hayat olurum. Fakat kıyıya düşersem, taş kesilirim, cansız kaya olurum.
Rabbim bana doğru yolu buldurdu. Aşka sımsıkı sarıldım. Aşk bana acıdıda derman etmek için ayağa kalktı. Beni iyileştirmeye çalıştı.
Aşk evime geldi. Elinde bir şarap kadehi var. 0 bana, yücelere çıkmam, ötelere gitmem için göklerin damına dayanmış bir merdiven oldu.
Seninle düzene girince bayram gibiyim. Seninle yatınca öd ağacı olurum. Senin yüzünden ağlarım, senin yüzünden gülerim. Senin yüzünden gamlara batarım, senin yüzünden neşelenirim.
Seninle dirilirim, seninle ölürüm. Her şeyi seninle elde ederim. Seninle kaybederim, seninle susarım, gönlüm her an seninle konuşur…”

HÜDAVENDİGAR MEVLANA

About Author

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Leave a Reply