1001 HADİS IŞIĞINDA – 30

“Menedilmiş olan, murdar ve kötü günahların kirlerinden sakınınız. Şayet kaza ile herhangi biriniz o korkulu uçuruma düşerseniz, Allah’ın örtücü sıfatına istinaden, o fiilinizi halktan gizlemesi için niyaz ediniz ve Cenab-ı Hakk’a sığınınız ki, sizi af ile örtsün. Zira işlediklerini bize gösterirse, kitabullahın buyurduğu cezayı yerine getirmekte mazuruz.”

Allah’ın kulunu imtihan edişi, o kula kendi halini bildirmek içindir. Kullar, yani insanlar çocuk gibidirler; kendi hallerini bilmezler. Kul bu imtihanı kazanırsa, yani başına gelen felaketten ibret alabilirse, Allah’ın lütfuna mazhar olur, zevke dalar; ibret alamazsa azaba düşer.
Her insan, vücudunda hangi arzu fazla varsa bunu bilip, onu ölçmeli, bu arzunun , insani mi yoksa hayvani bir arzu mu olduğuna bakmalıdır.
Bu süfli alemde, her adımda varlık yanmada. Fakat yandığından haberi olmuyor. Ama ulvi aleme çıktıkça bir şey kalmıyor. Ne varlık var, ne yokluk. ‘Ben’ varsa azap var, Allah varsa azap yok, yani bir şey yok.
Evvela bizde Allah’ın yasak ettiği şeyler yok olacak. Ondan sonra bir ilim başlar. Bu ilim bile akla tabidir. Öğrendim, oldum, olacağım! Bunlar da birer kayıt. Ne bildik, ne bileceğiz? Ne olduk, ne olacağız? Bunlar da yanıp kül olacak. Bunu da ancak aşk yapar. Devirle, mücadeleyle bitecek iş değil. Biz hiçliğimizi bilip, Allah’tan hidayet isteyeceğiz, O da verecek. Bir de gözümüzü açarız ki, bilen biz değilmişiz. O kendi kendini biliyormuş.
Mevlana’mız der ki ruhlar pırıl pırıldır, tertemizdir, ruhu kirleten kaptır der. Kap başka şeylerle dolmuş; o berrak suyu oraya koyuyorsun ama bir de bakıyorsun ki, o berrak su kabın içine ne konulmuşsa oranın rengine giriyor sana da bulanıklık veriyor. Şimdi onu temizle; yani Allah’ı zikret…
Bizler unutacağız. Neyi unutacağız? Tamamiyle kendimizi unutacağız. Sizde herşey kaybolacak ki, ‘O yüz’ açılsın. Her arayan aradığını bulur, siz de bulacaksınız. Mutlaka… Ama biz bulmak için değil, kaybetmek için arıyoruz. Biz, bizliğimizi kaybeder etmez, O, kendi kendini bulacak.
Bize doğarken koydukları isim bizi aslımızdan ayırdı. Bize isim koymasalardı, ismimizle bize sövseler kızmazdık. Övseler koltuğumuz kabarmazdı. İşte böyle bir tılsım… Fakat yavaş yavaş bu isimden, resimden, cisimden vazgeçeceğiz.
Bakın Hüdavendigar Mevlana’mıza kulak verelim, yine bizlere ne güzel bir dille seslenmekte: “O yokluktadır, O yokluktadır, O yokluktan doğandır, O yokluktadır. O her şeyi bilir. O latiftir, O latiftir, O emirdir, emirdir. O mülk ve saltanat sahibi bir emirdir. O sığınaktır, O sığınaktır. O her günahkarın, her suçlunun sığınağıdır. O ışıktır, O ışıktır. O eşi benzeri olmayan bir ışıktır. O sakinliktir, O sakinliktir. O her deliliği teskin eder. O cihandır. O pek tatlı bir cihandır. Sen sırrını ona söyleyince O bütün aleme söyler. Gizlesen de bil ki, O her gönülde olan sırrı bilir. Herkes seni terk etse, O seni yalnız bırakmaz. Gel de şu devlet gölgesine gır! O kaçırılmaya imkan bulunmayan bir padişahtır. Sen O’nun harmanına git, O seni canlandırır, yetiştirir, geliştirir. Ey can! Sen O’nun eteğinin altına sığın! O kılıcı da, oku da sana değdirmez. O ne buyurursa, ‘Duyduk, itaat ettik’ de! Neden korkuyorsan, O’ndan? Seni ancak O kurtarır, O kurtarır. Küfür olsun, günah olsun, isterse kapkara şeytan olsun, bütün bunlar O’nun güneşinin ışığında aydınlık veren bir dolunay olurlar. Ben sözü aşkla söylüyorum. Çünkü dersi aşktan alıyorum. Ben canımı O’nun önüne koyuyorum. O’na peşkeş çekiyorum. O pek az şey kabul eder. Her şeyi kabul etmez. Benim perde arkasında bir putum var. Bu dünya putu pek güzeldir. Ama ölü bir puttur. Onu diri sanarak bağrına basma! Çünkü o soğuktur, zemheridir. O şık, süslü elbiseler giymiştir. Yüzlerce hileler düşünmektedir. Genç görünmeğe çalışıyor ama, o binlerce leşten arta kalan kart bir varlıktır. Gönlüm coştu, yüzlerce kaynak akıtmak istiyor ama, dünya putu yolumu kesti. O yol kesmesini pek iyi bilir.”

Yazan

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Yorumunuzu yazabilirsiniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.