1001 HADİS IŞIĞINDA – 55

“Seni emin bilerek sana verilen emaneti eda et. Sana hiyanet eden olsa dahi sen ona hiyanet etme.”

Bizim iman ettiğimiz yer Hazreti Muhammed’dir. Hazreti Muhammed’in her sözüne inandık. O, henüz peygamber değilken bile her sözü doğru olduğu için, doğru konuştuğu için ismini ‘Emin’ koydular. Muhammed Emin. Yani Muhammed’in sözlerinden emin olun, O’nun her sözü doğrudur. Gün geldi, nübüvveti üzerine aldı. Allah’ın büyüklüğünden, güzelliklerinden dil dökmeye başladı, kendini sevdirdi. Bazılarını kendisine aşık etti. O’na ‘Benim imanım’ dediler. Hem dinim, hem imanım. Yani O, sonsuz Sevgilim benim. Artık ben O’nun dışına çıkmam. Bakın iman, onun tapınağı artık. Allah’ın güzelliklerini orada görüyor, her şeyini O olarak görüyor.
Mürşidine inançla, imanla bakmak O’nda Hazreti Muhammed Efendimizin nurunu görmek, güzelliğini görmek gerekir. Bu şekilde bakar, o inançla yola koyulursan sana kapılar açılır. İnsan ‘Bir’i buldu mu bütün sayıları bulmuş olur. ‘Bir’i bulamadı mı bu kişi boşluktadır. İman kimseye verilmez. Bu aleme güzellik saçan, tüm sorularınıza cevap veren, yükünüzü üzerinizden alan, size huzur veren birini bulduğunuzda ona iman edersiniz.
Mevlana’ya göre insan sorumluluk taşıyan bir varlıktır, yaratılmışların en şereflisidir. Mevlana’ya göre insanın asıl varlığı Tanrı katında ve zatında idi. Sonra bu aleme gelerek bir çok derecelerden geçti. İnsan düşünen ve her şeye anlam veren bir varlıktır. Hepsinden de önemlisi, insan, kendi nefsini dizginleyerek Tanrı’ya ulaşmak için O’nda yok olma şerefine ulaşabilen bir varlıktır.
Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’in, En’am suresi, 97. ayetinde bizlere şöyle buyurur: “O, sizi bir tek candan yaratandır. Sizin bir karar kılma yeriniz, bir de emanet bırakılma yeriniz var.”
Bu can, bu beden bize Allah’ın bir emanetidir. Zamanı geldiğinde o canı, sahibine en güzel şekilde iade etmemiz gerekir. Bunun için de, dünyadaki her şeyin geçici olduğunu, emanetlerin teslim günü geleceğini hep hatırınızda tutun. Kalıcı olan, bağlanacağınız varlık Allah’tır, onu temsil eden Mürşid-i Kamildir. Onun öz benlik olan saf nuru ve saf hakikatidir.
Hüdavendigar Mevlana, buyurur, der ki: “Allah’la düş kalk, onun huylarıyla huylan da emanetlerin zayi olmaktan da emin olsun, eksilmekten de. Huyları yaratanın huyuyla huylan, peygamberlerin ahlakını yetiştirip besleyen Allah’ın ahlakına bürün. Yalnız teni tanıyanlar, bizi çabucak kaybederler… Su içenler, tulumu da bırakırlar, küpü de! Fakat canı tanıyanların sayılarla işleri yoktur. Onlar, keyfiyetsiz ve kemiyetsiz olan denize gark olmuşlardır! Can ol da can yoluyla canı tanı! Görüş dostu ol, kıyas oğlanı değil!.. Ne zamana kadar, imansızlığa doğru geri gideceksin? Küfre varma, ileriye gel artık, dine, imana gel. Sen zehri şifalı bir şerbet gibi gör; bu yüzden zehre sarıl! Sonunda sen, nereden geldiğini düşün de aslının aslına gel! Maddi varlığınla, bedeninle yeryüzüne bağlısın, burada dünyaya geldin doğdun. Burada yiyor, içiyor, dolaşıyorsun. Sen, yeryüzünde yaşıyorsun, ama mana bakımından gökyüzünde yaşayanlardansın. Gerçek inancın incilerinin dizildiği iplik gibisin. Bütün güzellikler, hoşluklar, üstünlükler sende mevcuttur. Hakk’ın nur mahzeni sana verilmiş, sana emanet edilmiştir. Sen, ne olduğunu nereden geldiğini düşün de, aslının aslına gel!..”

Yazan

Mevlanarumi.org

Administrator of mevlanarumi.org

Yorumunuzu yazabilirsiniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.